
.
ÑËÎÂÀÐÜ ÄÐÅÂÍÈÕ È ÇÀÁÛÒÛÕ ÑËÎÂ.
Èç êíèãè ÑÓÔÈËÜÈ ÑÅÌÅÍÎÂÎÉ, "NART BOYU TÜRKLERİ HUN-KARAÇAYLILARIN ATA SÖZLERİ". /"NART SÖZLE"/. Èçä. "KAYNAK", Ñòàìáóë,2007ã.
*Az bilgen köb söleşir: Az bilen çok konuşur.
*Kızın bolsa erge aşık, ölün bosa cerge aşık: Kızın varsa evlendirmeye acele et, ölün varsa gömmeye acele et.
*Başlannan iş biter: Başlanan iş biter.
*Kalamçı talamçını talar: Kalem tutan yırtıcıyı yener.
("Talar" vahşi hayvanın saldırısını anlatılmasında kullanılan sözdür. "İt taladı" (Köpek saldırdı). "Talamçı" eski sözdür ve "gıptalı saldırgan" olarak anlatıla bilir. Örneğin: "Talamçıla talar capılı, bilek desen tutmaz - katılı, carlı canım' a tüşer - atılı, ey medet, ne boldu bu düniyağa!" (Gıptalı saldırganlar dalayacak suratlı, direnecek güç yok kolumda, zavallı canım harçanıp gider gibi, ey yüce kudret, ne oldu bu dünyaya!) İ.Semenov."Künüm").
*Cılamağan caşha emçek salma: Ağlamayan oğlana (bebeğe, çocuğa) meme verme. "Caş" (oğlan, yıl) bu atasözünde "bebek, çocuk" manada gelmekte.
*Üçden dağan taymaz: Üçlü direk düşmez.
*Bilmezni kolunda dariy-tıcına: Bilmezin elinde ipek kaba pamukluya dönüşür. ("Tıcına" kaba pamuklu veya diger maddelerden yapılmış ip. Eski sözdür. Günümüzde kullanım dışı bulunmaktadır).
*İyesin süysen itine süyek ber: Sahibini sevsen köpeğine kemik ver.
Cigit sırtı cer bilmez: Yiğitin sırtı yeri bilmez.
Süygenni başı gitçe da cüregi ullu, süymegenni başı ullu da cüregi gitçe: Sevenin başı küçük de yüreği büyük, sevemeyenin başı büyük de yüreği küçük.
*Minsn-asıl at, alsan- biyçe kız: Binsen asil ata bin, alırsan asil kızı al.
*Minsen asıl atha min: Binersen asil ata bin.
*Atsız esen cayau cürü, eşekge minme: Atsız isen yaya yürü, eşeğe binme.
*Eşeğin cok ese küyeündamı cok: Eşeğin yoksa eniştende mi yok.
*Saudügerçini eşegi at bolur: Pazarlamacının (tüccarın) eşeği at olur.
(Burada satıraltı tercümesi manayı biraz zedelemektedir. Kullanılan manası: "Tüccar eşeği at olarak tanıtıp satar").
*Satıuçunu eşeği - at: Satıcının eşegi-at.
*Cığılsan da miyikden cığıl: Düşersen de yüksekten düş.
*Namıssız kız berne bla cabılır: Namussuz kız damadın akrabalarına dağıtılan hediyelerle örtülür.
*Aman kızğa-kazan koşak: Değersiz kıza kazan katılır.
Tercüme atasözünü tam anlatamamakta. "Kazan koşak" (kazan katkı) sözler satıraltı anlamında kullanılmaz. Genellikle bulunduğu cümlenin manasından etkilenerek, olumlu veya olumsuz mana yaratmaktadırlar. Burada alayı, ciddiyetsiz bir davranışı, dalga geçmeyi anlatmaktadırlar.
*Börü kartlığında cuburançı bolur: Kurt yaşlanınca fare avlar.
*Uu basalmağan börü uluuk bolur: Avlanamayan kurt ulucu olur.
*Akıllı katın erni castıkda horlar: Akıllı kadın erkeği yastıkta yener. (Burada mana biraz farklı gelmektedir. "Akıllı kadın erkekten yastıkta zafer kazanır" (evde sözünü geçerli kılar) olarak anlaşılır).
*Namısdan malnı saylağan sıylannan bolmaz: Namusa malı tercih eden sayğılı olmaz.
*Bir amanlık on igilikni cabar: Bir kötülük on iyiliği kaoatır.
Bügülmegen ağaç-sınar: Bükülmeyen ağaç koparılır.
*Uşamağan-cukmaz: Benzemeyen yanaşmaz.
*Arbanı al çarhı kalay barsa art çarhı da alay barır: Arabanın ön tekerleği nasıl giderse diğerleri de öyle gider.
*Açılmauçu kadaunu takğıçı kobarılır: Açılmayan kilit sökülür.
(Bu atasözünün manası biraz farklı anlaşılmakta. "Kadau"- eskiden kapını kapatmak için kullanılan ağaç veya metalden yapılı yatsı sopa, "takğıç" ise - onun kenarlarının takıldığı yapıtlar).
*Sermeşge bara mahdanma, sermeşden kele mahdan: Çatışmaya giderken övünme, dönerken övün.
*Tuumağan ayğa salam berme: Doğmayan aya selam verme.
*Korkakğa çob-terek: Korkak için saman ağaç olur.
*Korkak kaçıuda alçı: Korkak kaçma sırasında önderdir.
*Uyalçak kız beder katın bolur: Utangaç kız utanmaz kadın olur.
*Kız mölek ese şaytan katın kaydan çığar!: Kız melek ise şaytan kadın nereden çıkar!..
*Miyik ocaknı tütünü kenne cayılır: Yüksek bacanın sisi geniş alana yayılır.
*Emen kesilse da tamırı kalır: Meşe koparılsa da kökü kalır.
(Satıraltı tercüme doğru mana verememekte. Kullanımdaki soyut tarzdaki manası- "Aydın öldürülse de onun attığı aydınlatıcı kökleri ebediyen kalır".
*Tözüuçü tau tebrense sırkıu çeget tauğa cabışır: Dayanıcı dağ deprem olunca, şımarık nankör orman dağa sıkı tutunur.
( "Tözüuçü" - "devamlı haksızlık çekerek sevgisinden dolayı tepki vermeyen" manada gelmekte, "sırkıu" ise "nankörlük ve şımarıklığın karışımı" gibi bir mana içermektedir).
*Çeget tauğa-casama, tau çegetge-kadama: Orman dağ için-süs, dağ orman için-arka.
*Bal süygen ayünü burnu topluk bolur: Balı seven ayının burnu şişmiş olur. ("Topluk"(şişmiş)- bir eski söz olarak çoğunluk tarafından bilinemez. "Burnu topluk bolub" demek "burnu şişmişdi" demektir. Fakat "topluk" dış etkenlere bağlı şişkinliği anlatmaktadır. İç etkenlerin yarattığı şişkinlik ise "köbgen" olarak tanımlanır.
*Tarda bolsanda konakbay bol: Tarda da olsan misafiri ağırla.
*Sıylı ölü sıysız saudan sau: Saygın ölü değersiz sağdan sağ.
*Can günahnı kan töler: Canın işlediği günahı kan öder.
(Burada getirilen mana yetersiz kalmakta.. Kıllanımdaki manası: "Bir kişinin (can) işlediği günah kan akrabalara uzanır". "Can" (can)- burada "kişi" anlamında gelmekte, "kan töler" ise - "kan akraba, nesilleri öder" manasını taşımaktadır).
*Aslan tıcın et aşamaz: Aslan kokmuş eti yemez. (Aslan leşi yemez).
*Tauk tabıuçu bolsa gıgırık ullu köllü bolur: Tavuk yumurtlayıcı olursa, horoz kibirli olur (havalara girer).
*Cathan cuk caratmaz: Yatan bir şey üretmez.
*Tışdan-altın, içden-cez, kara kölde-kuka köz: Dışdan-altın, içten-pirinç, kara gönüllü kişide sahte pırıltılı göz".
(Satıraltı tercüme analamını yansıtamamaktadır. "Kara köl" (kötülük besleyen gönül, siyah göl, şiddetli göl, gönül) manalarını taşımakta. Bu atasözünde, cümle manasından etkilenmiş olup "gıptalı" anlamını yansıtmaktadır. "Kara köl" sonrası "kişi" kelimesi tercümede eklenir, zira bu mana içerilmiş bulunmaktadır. Öyle de ata sözü şöyle okunabilir: "Dıştan-altın, içten-pirinç; gıptalı gönüllü kişide sahte parlayan göz").
*Doğura oğurauğa kızğanç: Satıraltı tercüme bu esprili eski sözü açıklayamaz. "Doğura" hafif alay içeren, halkta sevilmeyen bir yüksek görevliyi anlatır, "oğurau" ise "onaylamak,desteklemek, kabul görmek, doğru bulmak" manalarda kullanılır. Dolayısıyla ata sözü şöyle okunur: "Yerine pek layik olmayan başkan onaylamakta cimri".
*Sabiyni gitçesi -gitçe carsıu, sabiyni ullusu-ullu carsıu: Evlatın (çocuğun) küçüğü küçük problem, çocuğun büyüğü büyük problem.
*Col bla barğan cok bolmaz: Yoldan çıkmadan giden kaybolmaz.
*"Kesim" değen anadan mahdalır, "halkım" degen halkdan mahdalır: "Kendim" diyen anası tarafından övülür, "halkım" diyen halk tarafından övülür.
*Göbelekge çille çulğar, Nart uuçalay caya tutar: Kelebek ipek sarar, Nart avcıcık da yay çeker.
*Semen kelse-senmençiler, Duda kelse-biçimsiler: Senbsençen (Semen) soyu insanı gelirse her kesin etnik kökünü araştırmaya başlar, Duda soyu insanı gelirse oturma kalkma töreleri derdine düşer.
*Marşankulda-calan cul: Marşankul soyu insanı allem kallem her durumdan sıyırılır.
(Burada "calan cul" sözler "her tür marifetini kullanarak, yalana başvurarak sıyırılmak" anlamını taşımakta. Örneğin: "kulda calan cul"-"kölede sıyırılma marifeti". "Cul"- "akla, aklap kurtar, suçlamayı çevir" manadadır, "calan" ise " yalan" kelimesidir).
*Bıtda sadağın em artda tartar: Bıtda soyu yayını en son çeker.
(Burada Bıtda soyunun barışseverligi anlatılmaktadır).
*Çoma uzun çomaltır: Çoma soyu insanı işi atlatmayı sever.
( Bu tercüme yetersiz, zira deyişte "çomaltır"- "uzun süre uygunsuz bekletir, ayakta koyar" manasını taşıyan söz bulunmakta. Öyle de atasözü şöyle okunabilir:"Çoma soyu insanı ne evet ne hayır demeden işi uzatır ve uzun süre bekletir").
*Koban tabanda bolsa da hannı közüne ilinir: Koban soyunun insanı en altta bile olsa hanın gözüne batmayı başarır.
*Hansemen ulu-katınçı, Karabaş ulu-çaphınçı: Hansemenoğlu-çapkın, Karabaşoğlu-saldırıya hazır.
*Kara arağa arık tartar: Kara soyu insanı mesafeli durur.
*Handar Semen-senmençi, Şamlı Candar-tirmenç: Hansemen-inceleyici, şanlı Candar-değirmenci.
*Bayrımuk közü-alabuluk: Bayrımuk soyunun insanının gözü maviye çalan rengi olur.
*Şat Botaşda-caraşıu, Caşakkuda-canaşıu: Yönetici Botaş soyunda - hoşgörü, Caşakku soyu insanında - uyum sağlama yeteneği.
*Bici kısha biçer: Bici souyunun insanı vermekte ölçülü.
(Burada "kısha biçer" (kısa biçer) kelimesi " cimriler" anlamında gelmektedir.Soyut tarzdaki manası-"hemen karar verir" olarak anlaşılmaktadır.
*Aciden-alçı, Çibilden-nalçı: Aci soyundan önder çıkar, Çibil soyundan usta nalcı.
(Çibil, Çibin soyu asiliyetten olmasa da yeteneğiyle kendini kabul ettiren soy olmuştu. Günümüzde nesli tükenmiş sayılmaktadı).
*Oyumlaşa-Kağayğa, kayğılaşa-Abayğa: Fikirleşmek için- Kağay soyuna gidilir, belaları paylaşmak için Abay soyuna gidilir.
(Abay asil eski askerçiler neslinden olan soy günümüzdeki Hun-Karaçaylılarda yoktur. Çeçen'de ahvatları bulunmakta).
*Tambiy-turuşlu, Aliy-uruşlu: Tambiy (Tammiy) soyun insanı yenilgisiz olur, Aliy soyun insanı kendini üstün tutar.
("Turuşlu" -(yenilgisiz inatla hedefini elde tutan) kelimesi yüksek kişisel değerlerin yanı sıra dış görünüşü de yansıtmaktadır. "Uruşlu" ise mesafe tutan, kendini bilen, kendini üstün tutan, kümseyi pek yanaştırmayan anlamlarında kullanılan bir eski kelimedir).
*Zıdı başçı baş iyiltir: Gerizekalı başkan kafayı eğiltir.
Satıraltı tercümesi manasını yetersiz yansıtmakta. Kullanımdaki manası-"Gerizekalı başkanı olan halkın başı eğik olur".
*Börü tüşü-kozu: Kurt rüyası - kuzu.
*Koynu günahı - tişlikni tatıu: Koyunun suçu - şişin tadıdır.
*Batsan-tennizde, atsan-semizge: Batarsan denizde bat, avlarsan şişmanı avla.
*Başçı başsız bolsa halk talk bolur: Başkan beyinsiz olursa halk mahvolur.
*Şorbat ne kadar köbse da ilaçin bolmaz: Serçe ne kadar şişerse şişsin kartal olamaz.
*Turna aynıtsan kölünü cazar, karğa aynıtsan közünü kazar: Turnayı beslersen gönlünü yumuşatır, kargayı beslersen gözünü oyar.
*Karğa aynıt da közünü karmat: Besle kargayı, oysun gözünü.
*Mahdalğan at nal tüşürür: Övülen at nalını düşürür.
*Kelirden alğa konak uyalır, kelgenden sora konakbay uyalır: Gelinceye kadar misafir utanır, geldikten sonra ev sahibi utanır.
Satıraltı tercüme manasını yansıtamıyor. Anlaşılan manası: "Misafir gidecek kişi gitmeden önce eline ne alacağını düşünür, değersiz hediyeyle gitmekten utanır, yerine vardıktan sonra, nasıl neyle karşılayacağını düşünerek ağırlayan kişi utanır".
*Konakğa konaklık etmegen konaklıkda halpama aşar: Misafirini kurbanlıkla karşılamayan konuk sahibi, misafir gittiğinde hamur haşlamasıyla ağırlanır.
*Korkak min kere ölür: Korkak bin defa ölür.
*Sak-taymaz: Dikkatli kaymaz. Kullanımdaki manası - "Dikkatli her durumda sabit kalır".
*Ata sözün sıylağan sıylı ata bolur:Ata sözünün değerini bilen saygın ata olur.
*Mukkurnu kabır tüzeltir: Kamburlunu mezar düzeltir.
*Palah cannız kelmez: Bela tek başına gelmez.
*Mırdıda üy salsan üyün çirir: Bataklıkta ev kurursan evin çürür.
*Ölgen eşek börüden korkmaz: Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
*Kın bilmeğenne tın kerek: Haddini bilmeyene "dur" demek lazım.
*Til bolmasa baş aurumaz: Dil olmazsa baş ağrımaz.
(Burada mana biraz zedelenmektedir. "Tıl"(dil) bu deyişte "uzun dil, dokunucu dil" anlamında gelmektedir. "Aurumaz" (ağrımaz) kelimesi de cümle manasına göre değişerek "derde girmez" anlamı taşımaktadır).
*Til tilge cansa, can canna kızar: Dil dile yanarsa, can cana kızar.
Satıraltı tercümesi bu atasözünü açıklayamamakta. "Til tilge cansa" (dil dile yanarsa) bu deyişte manasını tamamen değiştirmekte ve "iki kişinin dili de bir birine fazla dokunucu olunsa" olarak okunmakta, "can canna kızar" (can cana kızar, sıcak olur) ise "iki kişi karşılıklı saldırgan olur" manasını taşımakta. Dolayısıyla soyut tarzda atasözü şöyle okunur: "İki kişinin dili bir birine fazla dokunucu olunca, her ikisi de karşılıklı saldırgan olur". "Kişi" sözü tekstte mevcut olmasa da, atasözünün manası onu içermektedir.
*Kan daunu başı-söz: Kan davasının başlangıcı - sözdür.
Bu sözde de ""başı" (kafası, başkan, üstün, önder) kelimesi etkilenme kurallarına bağlı manayı değiştirmekte ve "kaynağı" olarak okunmaktadır.
*Bir söz min palahnı başın açar: Bir söz bin belanın başını açar. Anlamı biraz farklı gelir. "Bir söz bin belanın önünü açar".
*Nanlı şatır - tohana: Sevgilinin olduğu çadır - saray.
*"Tazama" degen köz caş da cayakdan sarka boklanır: "Temizim diyen göz yaşı da yanaktan akarken kirlenir.
*Kan daunu kuuğan-tuuduknu cauu, kan daunu tıyğan-tuuduknu cağı: Kan davayı sürdüren-ahvattın düşmanı, kan davayı durduran-ahvatın dostu.
*Akıllı ilişan alır, sora atar, akılsız alğa atar, sora ilişannı körür: Akıllı önce nişan alır sonra vurur, akılsız önce vurur sonra da nişanı görür.
*Hırtdauk-kesin mahdauk: Eleştirel dedikoducu - kendini övücü.
Satıraltı tercümesi manayı taşıyamamakta. "Hırtdauk"- "eleştirel dedikoducu, çekiştirici, diğerlerinin hayatını küçümseyerek konuşucu" manaları içermektedir. "Hırtdauk" kelimesi söylendiğinde, tarif edilen kişinin dolaylı olarak "kendini övme" çabaları anlaşılır. "Mahdauk" (övücü) ise burada "kendini övme çabalarına kapılmış kişi" olarak okunmaktadır.
*Tukum bediş-tölüde: Soyun rezaleti - nesillerinde.
*Ata sıyı - ulunda: Babasının itibarı oğlunda. "Sıy"(verilen değer, meziyet ölçüsü, saygı) bu atasözünde "itibar" manasını taşımaktadır.
*Bergen kolda-bereket: Veren elde-bereket.
*Arbazğa tüşgen taş alğa pariyge tiyer: Avluya düşen taş önce köpeğe çarpar. "Pariy" (köpek cinsi) burada "it, köpek" anlamında kullanılmaktadır.
("Pariy" günümüzde çoğunluk tarafından bilinmez, fakat çok eskilere dayanan "Biynöger" efsanesinde, "Biynöger barğanedi Kubadiylağa it tiley, Kubadiyları da eki Pariy küçük berdile"(Biynöğer Kubadiylere köpek isteyerek gitmişti, Kubadiyler de ona iki Pariy yavrusunu verdiler) sözleri kaynak olarak sunulur).
*İt-ürür, er-cürür: Köpek havlar, adam yürür.
*Har ürgen itge taş atsan col tutalmazsa: Her havlayan köpeğe taş atmaya kalkışırsan yolunu tutamazsın.
*Işarğan erin-süyümlü: Gülümseyen dudak sevimli.
*Bir-birde kün da tutulur: Ara sıra güneş de tutulur.
Kullanımdaki anlamı - "Kusursuz hiç bir varlık yoktur".
*Ulluburun küyeüge-kazıkburun küyeunöger: Büyük burunlu damada - direk burunlu şahit arkadaş. Soyut tarzdaki manası: "Damadın burnu büyükse şahit arkadaşı kocaman burunlulardan olsun".
( "Küeunöger" düğünde şahitlik yapan damad arkadaşıdır. "Küyeü"-damad).
*Ciltin ot tamızır da otda cutulur: Kıvılcım ateşi yakar da ateşte kaybolur.
*Bauda başçı bolğandan tohanada çabçı bol: Damda başkan olmaktansa sarayda hizmetçi ol. ("Çapçı"-hizmetçiden daha aşağıdaki konumda "koş-getir" gibi işleri yapan kişidir. "Çapçıuay"-çocuk için söylenir).
*Körgen-ürenir, tuthan-tirenir: Gören öğrenir, tutan direnir.
*Dert süygenni Teyri süymez: ntikamcını Tanrı sevmez.
*Süygenni küydürgen küye caşar: Seveni üzen yanarak yaşar.
Satıraltı tercümesi biraz farklı yöne çekmekte. "Yanarak" kelimesi burada "acıyla, hüzünle" manada gelmektedir.
*Süygenne boran-cırlauk, cannur-sılauk: Seven için boran bir şarkı, yağmur bir okşayıştır.
*Sügen cürekli-süyümlü: Seven kalpli (yürakli) sevimli.
*Süygenni künü künlü: Sevenin günü güneşli.
*Caşırtın amanlıknı karğış ayğak eter: Gizli yapılan kötülüğü beddua açığa kçıkarır.
*Totur barda-kökürek: Enerji varken insan cesur. Satıraltı tecümesi anlamını açamamakta. "Kökürek" (göhüs) bu deyişte "cesur" manada gelmektedir. "Kişi" sözü ise, söylenmeden cümle yapısında kodlu sözdür.
*Totur çağı-caz: Enerjinin çağı ilkbahardır.
*Totur ketse can keter: Enerji gitse can gider.
*Caşlıkda totur bar da akıl cok, kartlıkda akıl bar da totur cok:Gençlikte enerji var da akıl yok, yaşlılıkta akıl var da enerji yok.
*Ariunu auruu köb: Güzelin hastalığı çok. Satıraltı tercüme net mana veremiyor. Burada "auruu" (hastalık) kelimesi "problemli karakter" manada gelmektedir.
*Karaton sabiy tabsa emçegin arbazğa sığar: Kısır çucuk doğurursa memesini avluya sıkar.
*Karatonnu gırcını mılı. "Kısırın ekmeği nemli" olarak kelimesi kelimesine çevrilir, fakat bu anlamını yansıtamıyor. Atasözü sıyut tarzda anlaşılmaktadır. Şöyle okunur: "Kısır kadının yediği ekmek gözyaştan nemli olur".
*Karaton kağılğıç bolur: Kısır devamlı sözlü saldırıya uğrar. "Kağılğıç"(hafiften vurulucu) burada "iğneleyici konuşma, sözlü saldırı, küçümsenme" manalari içermektedir. Atasözü şöyle okunur: "Kısır iğneleyici konuşmala maruz kalır".
*Taşa günah-turu körünür: Bu atasözünün soyut tarzdaki manasını satıraltı tecüme kaldıramaz. "Taşa günah" (gizli günah, ziyna, her tür günah" bu eski deyişte "ziyna" manada gelmekte ve özellikle kadını hedef almaktadır. Dolayısıyla ata sözü şöyle söylenebilir: "Gizlice ziyna yapan kadının günahını hamilelik ortaya çıkarır".
*Adam körmese da Allah körür: İnsan görmese de Allah görür. Ata sözü, görüldüğü gibi satıraltı tercümede anlaşılamamakta. Sözün kapsadığı mana ise şöyledir: "Görgüsüz, kötü iş yapma, insan görmese de Allah görür".
*Kabhınçını karğış karıltır: Çalıntı hayvanla besleneni beddua yemeğini boğazına tıkar.("Kabhın kazan" - çalıntı hayvanın etinin piştiği kazan. "Kabhınçı" -hayvan çalarak beslenmeyi alışkanlık haline getirmiş kişi. Her ikisi de eski sözlerdir ve günümüzdeki çoğunluk tarafından bilinemez).
*Ulluğa sıy bergen, gitçeden sıy alır: Büyüğe saygı gösteren gençten saygı kazanır.
*Ulluğa ullu söleşgen ullaymaz: Büyüğü alçaltarak konuşan büyüklük yaşamaz. ("Ullu"(büyük) kelimesi soyut tarzda "aydın", "halk için önemli kişi" manaları da yansıtmaktadır. "Ullaymaz" ise "büyük, değerli, saygın kişi olamaz" anlamında gelmektedir). Ata sözü şöyle anlaşılmakta: "Sayğın büyüğü alçaltaratan sayğın kişi olamaz").
*Keleçige iynannan kelige olturur: Çopçatana inanan havana oturur. (Burada "havana oturur" kelimeler "gülünç duruma düşer", "denk olmadığı yere sokulup, havana oturmak gibi aptal duruma düşer" manada gelmektedirler. Esprili konuşmalarda kullanılır).
*Keleçige kulak salıu-telisıman ağarıu: Bu ata sözü çok eski olduğundan satıraltı tercümesi "Çopçatana kulak vermek aptalcasına (safcasına) kandırılmak" espri seviyesini, kahkaha içeren manasını yansıtamıyor. "Telisıman"(biraz çatlak beyinli) bu atasözünde "bile bile isteye isteye aptal olan" manayı taşımakta. "Ağarıu"sa (beyazlama) kelimesi getirilen söztakımında cümle manasından özünü kaybederek, "kandırılma" anlamında gelmektedir. Öyle de atasözü şöyle okunabilir: "Çopçatana kulak asma-kendi isteğiyle aptallaşarak kandırılmadır".
*Keleçige ölüm cok: Elçiye ölüm yok. ("Keleçi" (elçi, çopçatan, davetçi) bu atasözünde "elçi " anlamında gelmekte. (Bu ata sözü elciyi öldürme yasağı Hun kanunun yansımasıdır).
*Bay kölü-carlı, carlı kölü-bay: Zenginin gönlü fakir, fakirin gönlü zengin.
*Birleşgen küçde-taymaz küç: Birleşmekte yenilmez güç.
*Bet çüyürüuçü çüyre caşar: Yüz buruşuklatıcı ters yaşar.
("Yüz buruşuklatıcı" - "kimseyi begenmez, kibir dolu, dar görüşlü kişidir", "çüyre caşar" (ters yaşar) burada "perişan olup yaşar" olarak çevrilmekte. Cümle manasından temelli etkilenen söztakımıdır).
*Bilgenne on ber, bilmegenne col ber: Bilene destek ol, bilmeyene öğrenme yolunu aç.
*Fahmulu-tartınır, fahmusuz-alır: Yetenekli çekinir, yeteneksiz alır. (Bu atasözü yetenek sahibi, sanatkar ruhlu insanların hassaslığını ve yeteneksiz hırslığın kaba kudretini anımsatmaktadır. "Alır" (alır) kelimesi soyut tarzda anlam vermekte ve "hak etmediğini benimser" manayı yansıtmaktadır.
*Ullusu uluğan halk talk bolur: Aydınını ağlatan halk talk bolur.
*Kızğan ok ilişan alalmaz: Kızgın ok nişanı vuramaz.
Kullanımdaki manası: "Kızgın doğru yapmaz".
*Kazautdan sau kelgen kübeçige tabınır: Savaştan sağ dönen zırh ustasına tapar.
*Temir ürgen körük - cumuşak: Demiri şekillendiren körük yumuşaktır.
*"Men-kızğan temir, sen-çemer usta, kayrı süysen da bügerse". Bu deyiş eski tarzda aşk açıklamanın örneği olarak burada getirilmekte, zira Nart-Karaçaylılar'da direk anlamıyla aşk sözcüklerini söylemek ayıptır. Aşk itiraflar ancak soyut tarzda ulaştırılır. Direk "seni seviyorum" demek iki tarafı da basit konumuna düşürür. Getirilen deyişin manası: "Ben-yakılmış demir, sen-şahane usta, hangi tarafa istersen bükersin". (Kaynak: İ.Semenov. "Patimat").
*Cumuşak kol türtülmez: Yumuşak el itilmez.
*Süygenni-süy, süymegenni süyme:Seveni sev, sevmeyeni kovalama.
*Süygenden süyülgen aşhı: Sevmekten devilmek iyi.
*Caralannan sau bolur, caralağan kuu bolur:Yaralanan iyileşir, yaralayan tükenir.
*Erkeşege-kübe bellik, celpeşege-kiyiz cellik: Amazona (erkeksi davranışlı kıza) zırh kemeri, yelkensever kıza-keçe pardösü.
(Görüldüğü gibi satıraltı tercümesi yetersiz. "Erkeşe"-"amazon, erkeksi tavırlı cesur kız çocuğu", "celpeşe" ise - "yelken düşkünü, yelken açan, suyya can atan, yüzmeyi seven kız çocuğu" manaları içeren esprili bir sözdür. Ciddi konuşmada bu sözler kullanılamaz. Normal konuşmada "bayra"(amazon), "celpegey, celpeçi" (yelken uzmanı,yelkençi- denizci) kullanılır. Atasözü şöyle okunur: "Erkek çocuklarla takılıcı kıza - zırh kemeri, yüzmeye meraklı su düşkünü kız çocuğuna - keçeden yapılmış rüzgarı durduran pardösü". (Eski dilde "erkeksuay" (erkeksi kiz, amazon) ve "katınsuay" (kadınsı erkek) sözler de mevcuttur).
*Süymegen katınnı kagı çağı bolur: Sevmeyen kadının "kak" yemeği haşılı hamur olur.
(Bu atasözü de satıraltı tercümeyle anlaşılamamakta. "Kak"- arpa, buğday veya mısır unundan yapılan kalın kvamlı, yağlı yemektir).
*Kesin mahdağan - kerekli: Kendini öven uçuk.
*Başda akıl olmasa ayakğa küç ceter: Kafada akıl olmazsa ayak zorlanır.
*Tınılauk zauk caşar: Dinleyici mutlu yaşar.
(Satıraltı tercüme bu ata sözünde de yetersiz kalmaktadır. "Tınılauk"-lafa söze karışmayan, suskunluğu tercih eden kişidir, "zauk" kelimesi ise "mutluluğun" yanı sıra "bolluğu" da kapsamaktadır.
*Oyalmaz kayana öşün salma: Yıkamayacağın kayayı gçhüsleme.
*Bügünnü kaya tambla-taş: Bugünkü kaya yarın-taş.
*Zaman taunu tüz eter: Zaman dağı ovaya dönüştürür.
*Karan tüzde karmau kalma: Karanlıkta çölde geceleme.
("Karan tüz" eski söz, "çöl" demektir, "karmau kalma" demek de eski dilde "karanlıkta kalma, geceleme" anlamını taşımaktadır.)
*Karan kakğan karan kalır: Karan (Lilit) gezegenin etkisindeki (kişi, her tür başka varlık) kısır kalır.
(Satıraltı tercüme anlamını veremiyor. "Karan" genellıkle coğrafi alanların nitelemesinde kullanılan "doğurmayan", "yaşanacak hali olmayan", "tamamen kısır" manasını taşıyan bir eski sözdür. Ayrıca Nart Astrolojisi'nde de "Karan" "kara gezegen" denilen "Lilit"in ismidir. Eskiden kısırlığın bir tanrısal ceza olduğuna inanmış ve her tür kısırlığı bir geleneksel lanet olduğunu düşünerek, bu yetersizliği da "kara gezegenle" bağdaştırmışlardır. "Karan kakğan" (Karan gezegeni çarpan) sözler bundan ortaya çıkmıştı. " Karan kakğan" (Karan çarpan) bu atasözünde "genetiği lanetli" manada gelmektedir. Anlatılanın neticesinde atasözü şöyle okunabilir: "Genetiği lanetli olan nesil bırakmaz".
*Karan tiyse-kara an, Çolpan tiyse-sarı tan: Bu atasözü satıraltı tercümeyle anlatılamaz. "An" ("n"-"ng" olarak söylenir)-hafiza demektir. ("andan ketdi" -"hafizadan gitti"; "an cutuldu"- "hafiza yutuldu ( silindi).
*Aşalğan kaya taş bolur: Sürtülen (zanala yıpranan)kaya taşa dönüşür.
*Bügünnü oyum-çiy da, tamblağı oyum-biş: Bugünkü fikir çiğ (oturmamış, doğruyu farkedememiş, olgunlaşmamış), yarınki fikir pişmiş (daha olgun, daha doğru). ( Bu atasözü esprili konuşmalarda kullanılır).
*Zaman akılnı örge tartar: Zaman aklı yukarıya (olgunlaştırır, aydınlatır, aşağıdan yukarıya doğru ) çeker.
*Can-örge, tönnek-cerge: Can-yukarıya (burada "göke" manada gelmekte), beden-yere. Kullanımdaki anlamı: "Can göke gider, beden yer tarafından yutulur".
*Can bla tönnek-kısha şağırey: Canla beden kısa süreli tanıdıktır (dosttur). Kullanılan manası-"Ömür kısadır".
*Teyriden-terek, terekden*-kerek: Tanrı'dan - ağaç, ağaçtan - ihtiyaç. Satıraltı tercümesi zayıf kalmakta. Atasözü şöyle okunur: "Tanrı'dan ağaç verilmiş, insan da onu değerlendire bilmeli". Soyut tarzdaki felsefi manası-"Tanrı her varlığı birbirinin yararına yaratmıştı." "Alemde her şey amaçlı yaratılmıştı".
*Teyri eşigi telige açılır: Burada satıraltı tercüme anlam veremez. "Teyri eşigi"(Tanrı kapısı) - "gökde bir pencere açılarak onun altındaki insanı evrensel bilgi kaynağına bağlanması" diyen inançtan kaynaklanan bir söztakımıdır. "Teli" (Deli) - burada "çoğunluk tarafından deli olarak algılanan, fakat Tanrı'dan bir başka bilgiye sahip kişi manada gelmekte. Ata sözü şöyle okunabilir: "Tanrı kapısı tuhaflara açılır". Bu deyişte sınıflandırmaya, lakap yapıştırmaya, benzersizlik acısından birilerinin toplumdan dışlanmasına karşı koyan bir mana içeriği da bulunmaktadır.
*Teyri taşır cügünü cükler: Tanrı taşıyacağın yükü sana yükler.
*Talpığan kayık celpeli keme bolur: Uğraşan (başarıya kalkışan) kayık yelkenli gemiye dönüşür.
*Talpıudan karıu çığar: Başarıya kalkışmaktan (uğraşmaktan) güç çıkar.
( Satıraltı tercüme yetersizdir. Ata sözü şöyle okunmakta: "Hedefe ilerleme arzusu oluştuğunda başaracak güç da ortaya çıkar".
*Talpımağan-talır: Hedefsiz - yorgun. Kullanımda bu deyiş şöyle okunur: "Hedefi olmayanın hayatı tadsız, yorucu olur".
"Közü canmağannı köz tutmaz: Gözü parlamayan göze batmaz.
"Közü canmağan" (düşük enerjili, hedefsiz, hayatın tesadüfi akışı tarafından sürüklenen, başarısızlığı kabullenmiş) manayı taşımakta. "Közü cannan" ise "tuttuğunu koparan, ekmeğini taştan çıkaran, hedefli, başarı tutkunu" olarak çevrilmekte. O yüzden mana biraz farklı olur ve atasözü şöyle okunur: "Başarısızlığı kabullenmiş, çökmüş kişi göze batmaz, farkedilmez".
*Ölümnü igisi cok: Ölümün iyisi yok.
*Umut - tau başda, acal - imbaşda: Murad dağ tepesinde, ölüm omuzda.
*Ullu az bilgenin bilir, gitçe az bilgenin köb körür:
Satıraltı tercüme anlamını ortaya çıkaramaz. "Ullu" büyük) burada "aydın" manada gelmekte, "gitçe"( küçük) ise "cahil" olarak anlaşılmaktadır. Her iki söz de cümle manasına bağlılık kuralından etkilenmektedirler. Dolayısıyla atasözü şöyle anlaşılır: "Aydın az bildiğini bilir ve (alçakgönüllü bolur), cahil ise az bildiğini köb sanarak ( kibirli bolur)". Kullanımda bu anlam geçmektedir. "Alçakgönüllü" ve "Kibirli" kelimelerin manası atasözünün manasında kodludur, o yüzden tercümede verilmektedir.
*Ullu-ullayır, gitçe-sagayır: Büyük ihtiyarlar, genç tecrübe kazanır.
Satıraltı tercüme görüldüğü gibi yetersizdir. Kullanılan manası -"Büyük sonuna doğru ilerlerken, genç onun hayati tecrübesini öğrenip olgunlaşır". "Sağayır" -"uykudan uyanır, aklı fikri yerine gelir, olgunlaşır" manadaki bir eski sözdür. Günümüzde de kullanılmaktadır.
*Caşlıkda-coldaş, kartlıkda-karnaş: Gençlikte yoldaş lazım, ihtiyarlıkta kardeş.
*Sılauçu kol sınmaz: Okşayıcı el kırılmaz.
*Cau cağıla cok bolur: Yağ yağıla yağıla yok olur.
Bu atasözü satıraltı tercümesiyle anlatılamaz. Soyut tarzdaki manası -"Başkasına kendini feda eden kimliğinden olur ve yok olup gider"
*Teliden-kerti söz: Deliden açık söz.
Burada "kerti" "açık" manasında gelmektedir.
*"Tüz" degenne cüz çabar: "Gerçek" diyene yüz kişi saldırır. "Tüz" ( doğru, gerçek, dümdüz, ova) kelimesi "gerçek" anlamında gelmektedir, "cüz çabar" (yüz kişi saldırır) diyen söztakımı ise "herkes saldırır, çoğunluk saldırır" manada okunmaktadır.
*Umut etgen umutuna ceter: Ümit eden ümitine ulaşır.
*Murat caşaunu sozar: Bu atasözü satıraltı tecümede anlaşılamaz. Tanrıcı Hun'lar ümit, hedef ne kadar çoksa, Tanrı'nın da hayatı o kadar uzattığına inanmışlardı. O yüzden ümitsiz, hedefsiz kişiler bir yaşayan ölüler olarak algılanmıştır. Günümüzde de bu inanç mevcut ve devamlı bir ev, dam veya başka bir yapıtın kurulmakta olduğuyla belirlenmektedir. Her Hun-Karaçaylı devamlı bir yapıt inşa eder o da uzun yıllar sürer. Bu özelliğin nedenleri hafizalardan silinmiş de olsa, genetik sesle Hun ahvatları uzun vadeli hedefler koyma alışkanlığına devam etmektedir. Dolayısıyla atasözü şöyle okunur: "Hedeflerine, mutadına göre Tanrı hayatını uzatır".
*Muratsız caşau - şau: Muradsız hayat - bitkin. "Şau" eski sözdür ve "ölü" manasının yanı sıra "çok berbat", "acaıb kötü", "bitkin" anlamlarında da kullanılmaktadır.
*Tor umutlu caş kartlıkda tör başı bolur: Baş köşeyi arzulayan genç yaşlılığında baş köşede olur.
*Har kauğar tüşde başçılık körür: Her er rüyasında komutan olduğunu görür.
*Akıl-alamdan, şohluk-salamdan: Akıl - yaratılıştan, dostluk - selamdan. Bu tercüme biraz zayıf mana taşımakta. Kullanımda şöyle anlaşılmaktadır: "İnsanlık yapı yaratandandır, davranış biçimi - kişidendir".
*Koban tamçını sezmez, tamçıdan çıkğanın bilmez: Nehir damlayı hissetmez, damladan olduğunu bilmez.
("Koban" coşkun nehir, "Çay"- sakin nehir).
*Söz ayağı bla cürür: Söz ayağı bla yürür. Bu satıraltı tercüme yetersiz mana ortaya koymaktadır. Atasözü soyut tarzda anlaşılmakta ve şöyle algılanır: "Söylenen söze artık müdahale edemezsin, o bağımsızca yorumlanarak yayılır".
*Ekeü bilgende - taşa cok: İki kişinin bildiği sır değil.
*Zor blia igilik bolmaz: Zorla iyilik olmaz.
*Biyberginçi kul tözmez: Asi verinceye kadar kul dayanamaz. (Burada mana biraz farklı: "Kulun (kölenin) terbiyesi yetersiz" anlamında kullanılmaktadır).
*Börü balası it küçük bolmaz: Kurtun yavrusu köpek yavrusu olamaz.
*Caz kışnı-koynunda: İlkbahar kışın koynundadır.
*Kış bolmasa caz - kayda, caz bolmasa may - kayda!: Kış olmazsa yaz nerede, yaz olmazsa bolluk nerede. Kullanımdaki soyut tarzdaki manası: "Her belada bir mutluluk saklı".
*Hayuan iyisgey-iyisgey cuuklaşır, adam söleşe-söleşe anılaşır: Hayvan koklaşa koklaşa yakınlaşır, insan konuşa konuşa anlaşır.
*Nart - boza üllüuge, Mastık - koy sürüuge: Nart boza ve eğlenceye, Mastık - koyun sürüsüne. (Açıklama olmadan mana anlaşılamıyor. "Üllüu"- Hun asiliyetinin içki (boza, çağır) içtiği, eğlendiği yer; "Mastık" - 15. asrın sonu, 16 asrın başında Küzey Kafkas'ın (Skifya) küzeyine doğru yayılmış, Karadeniz kıyısında Osmanlı donanmacı Gedik Ahmet Raşa tarafından Yunan bağlılığından koparılmış üç aile boyu (Adığ, Kabartay, Çerkes) adlı halkına, yerli Türkler'in ( Bulgar, Kuman) taktığı lakaptır. Acı tarihi olaylarla küzeye doğru sürüklenen halk, başlangıçta yerlilerin sürülerini çalarak geçinmek zorunda kalmıştı. O dönemlere ait folklorda bir çok şarkı bulunmakta. "Kızılbekle" ve "Mastıkla" o kaynaklarda bulunmakta.
(Kaynak "Karaçay Halk Cırla").
*Kamçi süygenne - küteylik, sadak süygenne - erkeülük: Kamçıyı sevene çobanlık, yayı sevene erkeklik. Burada "erkeülük" (erkeklik) Türkiye Türkçesi'nde tek taraflı fiziksel anlam taşıdığından, atasözünün manası çarpıtılmaktadır. "Erkeklik", "erkeülük" Hun-Karaçaylılar'ın Türkçesi'nde "cesaretli" olarak anlaşılmaktadır. "Bu adam erkektir" denildiğinde "bu adam cesur" olarak anlaşılır, "erkek değil" denilirse "şahsiyetsiz, erkek nüfüsuna leke koyan" manada gelir. Erkekliğin fiziksel yönü ise, terbiye sınırlarını aşan olup dile getirilmez. Ancak "erkişilik canı bla hayır cokdu" (erkeklik tarafından hayır yok) gibi dolaylı söztakımlarıyla anlatılır. Öyle de atasözü şöyle okunur:
" Kamçiyi sevene - çoban olmak düşsün, yayı sevene cesur erkek erkek olmak düşsün."
*Har adam ornunda orunlu: Her kişi yerinde orunlu.
*Aşçıdan taşçı çıkmaz: Aşçıdan taş ustası çıkmaz.
*Atadan kelgen - kanda: Atalardan gelen kanda.
*Cetiştirgen cetimli caşar: Yetiştirebilen eksiksiz yaşar.
( Burada "cetimli" (her şeyi olan, ihtiyacı tam olan, bollukta yaşayan) kelimesi "eksik hissetmedem" anlamındadır).
*Aldaukçu alğa kesi kesin aldar: yalancı önce kendi kendini kandırır.
*Geleü körsen cer sorma, bögek körsen er sorma: Yayla otunu görürsen başka otlağı arama, cesur adam gördüysen başkasını bulmaya çalışma.
*Biçe bilgen biçimli caşar: Satıraltı tercüme anlam veremez, zira "biçe bilgen" (biçebilen) söztakımı, cümlenin manasından etkilenerek "zevkli" anlamında kullanılmıştır. "Biçimli caşar" ise - "zevkli yaşar, konforlu yaşar " manada yansımaktadır. Atasözü şöyle okunur: "Zevkiyle azını çok gösterebilen konforlu yaşar".
("Azını çok gösterebilen" kelimenin manası atasözünde kodlu olduğundan tercümde verilmektedir).
*Teli baş-ayakğa cük: Deli kafa ayağa yük.
*Ayaz kağar - cel bolur, kazık kağılır - el bolur: Ayaz eser rüzgar olur, direk çakılır köy olur.
*Töşek taşanı bilir: Minder sırrı bilir.
*Carlı biyge kız bersen - tuuduğun biy, bay kulğa kız bersen - tuuduğun kul: Fakir asile kız versen torunun (neslin ) asil(soylu), zengin kula kız versen torunun (neslin) kul(soysuz).
*Tüege ürgen maske-aythılık: Deveye havlayan süs köpek ünlü.
*Kılıçha kılık kıygan kıl üsünde olturur: Satıraltı tercüme manasını anlatamaz. "Kılıçha kılık kıyğan" - "uzman, hep saldırmaya meyelli, silahını kusursuz kullanan" kişidir. "Kıl üsünde olturur" demek ise "rahat yaşayamaz", "devamlı rahatsız olur" manaları içermektedir. Dolayısıyla atasözü şöyle okunabilir: "Tek saldırganlığı kabul gören uzman savaşçı rahat hayat yaşayamaz".
*Har küçge küç tabılır: Her güce karşılık veren güç bulunur.
*Küçge bazınnan horlanır, kölge bazınnan horlar: Güce güvenen yenilir, gönülden davranışa güvenen kazanır.
*Bilek küç ketse tönnekni akıl tartar: Adaleler sarktığında (yaşlılıkta anlamda) bedeni akıl çeker (yürütür anlamda).
*Allah adamnı ururğa tebrese alğa akılın alır: Allah insanı cezalandırmak istediğinde önce aklını alır. ("Ururğa" (vurmak) kelimesi bu deyişte "cezalandırmak" anlamını taşımaktadır).
*Çırçabbağa ne gabba: Satıraltı tercüme atasözünün manasını açıklayamaz. Bu bir şaka sözdür."Çırçabba" zevksiz, tamamen estetik anlayışından yoksun, üstü başı düzensiz kadını anlatmaktadır, "gabba" ise süslü gecelik terliktir. Dolayısıyla atasözü şöyle okunabilir: "Düzensize süslü terlık ne katar".
*Tizginin bilgen tizginden çığarılmaz: Sırasını bilen sıradan çıkarılmaz.
*Tördegi ters aytsa ters tüzley aythılık bolur: Baştaki yanlış söylerse, yanlış doğru imiş gibi meşhur olur.
*Kız-kısımlı, kımız-tıyımlı: Kız çekingen, kumıs kolorili. (Kımız, kumıs - at sütünden yapılan içecek).
*İşni ebin bilgen ebindir usta bolur:İşini özden bilen kişi yeri doldurulamaz usta olur. (Burada iki eski söz bulunmakta. "Eb" - "öz", "öz nitelik" demektir, "ebindir" ise "dayıma şohreti var olacak, unutulmaz" olarak çevrilmektedir).
*Bolluk bokdan körünür: Kimin ne olacağı çocukluktan belli.
(Satıraltı tercümesi -"olacak boktan belli" (aşağı sınıf halkın sözü)).
*Bolluk-kağanakdan, gara-ağanakdan: İnsan olacak bebeklikten belli, kaynak çıkacak yer su sızıntısından belli. (üst sınıf hakın sözü).
*Cılauk gitçe cırlauk ullu bolur: Ağlayıcı küçük şarkı söyleyci yetişkin olur.
*Şan üyge - casak kelin: Saray'a vergi gelin.
(Satıraltı tercüme bu eski deyişin manasını açıklayamaz. Tarihte Çin Hunnu'ya vergiyle birlikte prensesini de vermişti. "Vergi-gelin" söztakımı ondan hatıradır.
Geçen asırlarda da kız vererek barış sağlanması olayına "casak kız berib caraşdı" "vergi kız vererek barıştı" demişlerdi. "Şan üy" ise dünya tarihine "şanüy" (han) olarak geçen, "şanlı saray" kelimesidir. "Şan" (günümüzde-"şam") "şanlı manadadır. Örneğin: "Oy şam Teberdide suu eltdi..." Kaynak - şarkı-efsane "Emina". "Karaçay Halk Cırla"). "Üy" ise günümüzde de kullanımda bulunan "ev" kelimesidir. Ata sözü şöyle okunur: "Şanlı saraya vergi olarak gelin gelir").
*Şan üynü küyü küylü: Sarayın asili asil.
(Satıraltı tercüme mana içeriğini açıklayamamakta. Burada saray asiliyetinin diğer asillerden kendini üstün gördüğü hakkında hafif alay bulunmaktadır. Atasözü şöyle anlaşılabilir: "Saraydaki asil kendini asilin asili sanır". "Küy"-eski söz "asil" manada bir takmadır. Örneğin: "men anı küysünmeyme" (ben onu küy saymıyorum, kim ki o), Balkarlar'da ise "küysüz" (soysuz) söz korunmakta.).
*Küysüz sözün söger: Soysuz sözünü tutmaz. ("Söger"(karalar) kelimesi cümle manasına bağlı olarak anlamını değiştirmekte ve "tutmaz" manada okunmaktadır).
*Biyge bersen - bilinir, kulğa bersen-sögülür: Asile verdiğinin değeri bilinir, kula verdiğin ise karalanır (küçümsenir).
*Saudügerçini malı-canı: Tüccarın malı canıdır.
*Sakğa - ullu kulak: Bekçiye büyük kulak.
( Bu satıraltı tercüme manayı doğru yansıtmamakta. "Sak" (dikkatli, bekçi) burada "her şeye kulak asıp duran kişi" anlamındadır. Esprili bir deyiştir. Kullanımdaki manası-"Her şeyi duymak isteyene büyük kulak nasib olsun".
Günümüzde "saklaul"(bekçi) kelimesi kullanılmaktadır).
*Koyundukğa-boyunluk: Satıraltı tecüme anlam veremez. "Koyunduk" "süs köpek" demektir, "boyunluk" (bağ, kolye, süs askı, atkı) burada köpek süsünü anlatmaktadır. Atasözü şöyle okunur: "Süs köpeğe süslü boyunduruk".
*Sadakaçı aç cıl kısar: Dilence açlık yılında sıkıştırır.
*Sılıkdan - ne kılık: Görğüsüzden ne tavır.
*Kılık kılnı açar: Huy özü açar.
( "Kıl" (kıl) burada cümle manasından etkilenerek "karakter, öz, kişilik" anlamında gelmektedir).
*Murat suratdan başlar: Hedef hayalden başlar.
*Körügü kerilgen kenne cayılır: Çok eski bir deyiştir. Halk hakkında söylenir.Anlamı -"Ufuğu genişleyen geniş alana yayılır".
("Körü" eski tilde "ufuğu geniş, bilgisi geniş, geniş görüşlü" demektir. "Kenne cayılır" ise "geniş alanlara yayılır manadadır).
*Şam betinde- kan : Şanın yüzü kanlı.
*Kama şamnı çığarır, şam kamanı kınlar:Kılıç şannı var kılar, şan da kılıçı kınlar.
*Keride kalğan cek bolur: Uzakta kalan yabancılaşır.
*Cek cerde cilik - suu: Gurbette omur ilik - su.
*Ketgenni-tıyma, tıyğandan -ketme: Gideni durdurma, durdurandan gitme.
*Cekni cırı - cılau: Gurbette kalanın şarkısı - ağlayış.
*Cek geıcını -öt: Curbetin ekmeği öd.
*Cek cerde han bolğan curtundağı kulğa zarlanır: Gurbette han olan yurdundaki köleye gıpta eder.
*Katı temir cumuşak körükden korkar: Sert demir yumuşak körükten korkar.
*Körük temirge tem urur: Körük demiri şekillendirir.
*Satar iynegini sauma, köçerik catakdan auma: Satacağın ineğini sağma, göçük dağlıktan geçme.
*Cayak cayakğa kerilse, ayak ayakğa ten atlar: Yanak yanağa gülümsese, ayak ayağa uyum sağlar.
*Cambaşha-celbaş: Tuhaf durguna - uçuk (hayat arkadaşı).
*Taş üzüldü deb taunu atma: Taş döküldü diye dağını atma.
(Satıraltı tercüme mana verememekte. "Taş üzülgen" diye dağlarda bazı fiziksel sarsıntılar sonrası kayaların parçalanması ve tıpkı karın indiği gibi, tepelerden dökülmesine denir).
*Cer cerlini tartar, cer cersizni atar: Yer yerliyi çeker, yer yersizi iter.
*Kolundağın üüretgenni üyürü üyürülü bolur: Elindekini çoğaltmasını bilenin ailesi bollukda yaşar. (Burada "üyürülü" (üretimli) "bolluk" anlamında okunmaktadır).
*Sır bilgenne "kınk" deme: Mazini bilene ses çıkartma.
Anlamı biraz farklı. "Sır" (maziyet, geçmiş) kelimesi bu atasözünde "gizlini, sırrını" manalarda gelmektedir. Dolayısıyla atasözü şöyle okunur: "Sırrını bilene ses çıkartma".
*Bilmez bilgenni bilmez bilir: Cahil bilirkişini bilmez olarak bilir.
*Bilgenni bilir üçün bilim kerek: Bilenin değerini bilebilmek için bilim lazım.
*Auruğan baş sau ayaknı ashatır: Satıraltı tercüme manasını doğru ortaya çıkaramaz. Burada "auruğan" (hasta, rahatsız) "deli, çatlak, uçuk, gerizekalı vb." manalarda okunmaktadır. Atasözü şöyle okunur: Gerizekalı kafa sağlam ayağı aksatır (zora sokar).
*Köb saylağanna - teşik çolpu: Çok seçene delikli kepçe.
*Köb cat da bek çab degenley... Çok yattıysan hızlı koş dercesine...
*Saylauçu kız tıbırda kalır: Seçici kız evde kalır.
*Körürünü körmey körge kirmezse: Göreceğini görmeden mezara girmezsin.
*Eşekni kıyını halal da kesi haram: Eşegin işi helal, kendisi- haram.
*Aman tuuduk ursan-ölür, satsan-kelir: Kötü evlatı vurursan-ölür, satarsan-gelir.
*Kuş bala uyada körgenin eter: Kuş yavrusu yuvada gördüğünü yapar.
*Bal tuthan barmağın calar: Bal üreticisi parmağın yalar.
*Duananı üyge çakırsan atını tiler: Dilenceni eve davet edersen atını ister.
("Duana" (dilence) eski sözdür. Günümüzde "sadakaçı" kelimesi kullanılmakta).
*Kulnu kolğa cuuk etsen kızını tiler: Köleye yakınlaşma imkanını tanırsan kızını ister.
*Cürekli cüzge carar, cüreksiz da anı marar: Satıraltı tercüme manasını taşıyamaz. "Cürekli" (yürekli) kelimesi bu deyişte "iyi kalpli, iyi niyetli, fedakar ruhlu" manalarda okunmakta. "Cüreksiz" (yüreksiz) ise "kötü niyetli, kıskanç, başkaları düşünmesini bilmeyen" manada gelmektedir. "Cüz" (yüz) kelimesi ise eski Türk söyleyiş kurallarına bağlı olup "çok, sayısız" mananı taşımaktadır. Öyle de atasözü şöyle okunur: İyi yürekli çok insana iyilik yapar, iyilik etmesini bilmeyen gıptacı da onu gözler. (Burada "gözler" kelimesi "nişan" olarak da okunur. Cümle manasına bağlı olarak "nişan alıp karalamak" olarak okunur).
*Üy işlegen balta eşikde kalır: Evi kuran balta dışarda kalır.
*Ögüz iyesine köten cetmez: Öküzün sahibi kuyruğunu bile deneyemez. (Öküz sahibine kuyruğu bile kalmaz).
*Ullusun uluthan ulur: Büyüğünü üzen üzülür.
*Sıy bermegen sıy almaz: Saygı göstermeyen saygı kazanmaz.
*Balık suuda küçlü, kuş hauada öçlü: Balık suda güçlü (imkanlı anlamında), kuş gökde ödüllü (başarılı anlamında).
*Bolmaznı bolur etgen bolmaz haparda aytılır: Olmayacağı olmuş gibi gösteren alaylı haberlerde anılır.
*Til tiygiç bolsa iyesi tüyülgüç bolur: Dil dokunucu olursa sahibi dövülücü olur.
*Caşlıkda-tönnek, caş kelse-akıl: Gençlikte - beden, yaş gelince - akıl.
*Sora- sora barğan, korka-korka acaşmaz: Sora sora giden korka korka kaybolmaz.
*Gaci kuyruk bulğamasa pariy katına kısılmaz: Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek yanına yanaşmaz.
*Sınauçu - auz marauçu: Araştırıcı ( sınavdan geçirici) ağzını arar.
*Curtunda caun cek cerde-şoh: Yurdundaki düşmanın gurbette- dost.
*Tilennen kızğa halk tillenir: stenilen kız hakkında halk dillenir(konuşur anlamında).
*Tilge iynannan tilge tüşer: Dedikoduya inanan dedikoduda anılır.
*Burun-muşuldauk, kulak-tınılauk, til-kauğaçı, carlı baş da bıladan cuabçı:Burun mışıldayıcı, kulak dinleyici, dil kavgacı, zavallı baş da bunların sorumlusu.
*Kölü carıknı-künü carık: Gönlü temizni günü aydın.
(Burada "kölü carık" söztakımı "gönlü temiz, temiz kalpli" anlamında gelmektedir).
*Aybat körgen közge asıu: Süs görmek göze sevinç.
( "Asıu"-(çok hoş, memnuniyet verici) kelimesi burada ağırlıklı olarak "sevinç" manasını yansıtmaktadır).
*Arığan köznü au basar, arığan halknı cau basar: Yorulan (yaşlanan manada) gözü ağ kaplar, yorulan (hayatından bezgen anlamında) halkı düşman kaplar.